Alerji Deyip Geçmeyin!

Alerji, özellikle son 20 yılda görülme sıklığında ciddi bir artış göstererek çağımızın başlıca hastalıkları arasına girdi. Ancak toplumumuzda alerji basit bir hastalık olarak algılanıyor. 

 
Alerji, bazı kişilerin bağışıklık sisteminin normal dışı çalışarak, aslında zararsız olarak kabul etmesi gereken maddelere karşı aşırı tepki vermesi olarak özetlenebilir. “Alerjik bir hasta baharda hapşırır, burnu akar, en fazla kaşınır kabarır”, “Alerji sadece polene, kedi köpeğe, parfüme, çilek ve çikolataya olur” gibi yanlış bir kanı söz konusu. Oysa alerji belirtileri hastadan hastaya birçok değişkenlik gösteriyor. Bazı hastalarda sadece bahar aylarında burun akıntısı, hapşırık gibi görülürken, bazı hastalarda besin alerjisi şeklinde ortaya çıkarak kişinin uzun süreli katı diyetler yapmasına veya astım nedeniyle ciddi solunum sıkıntısı çekmesine neden olabiliyor. Hayat kalitesini önemli ölçüde etkileyen bu hastalık, bazı kişilerde anafilaksi adı verilen ani ve hızlı ilerleyen reaksiyon şeklinde ortaya çıkıp hayati risk de taşıyabilir. Dünyada ve ülkemizde alerjik hastalıkların sıklığı gittikçe artarken bu konuda yapılan yoğun araştırmalar tanı ve tedavi konusunda iyi yönde ilerlemeler sağlamasına rağmen doğru bilgiye ulaşılması konusunda sorunlar yaşanıyor. Türkiye'nin saygın ve köklü alerji derneği Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği'nin önderliğinde alerjik hastalıklara dair merak edilen tüm sorulara yanıt aradık. 
 
Derneğinizin misyonu ve aktiviteleri hakkında bilgi alarak başlayalım...
Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği 1989'da kurulmuş, ülkemizin alanında en köklü kurumlarından birisi. Ülkemizde yaklaşık 300 alerji ve immünoloji uzmanı bulunuyor ve hepsi derneğimizin üyesi. Başlıca görevimiz Alerji ve Klinik İmmünoloji alanında eğitim, araştırma, koruyucu hekimlik ve hasta hizmetini geliştirmek, üyelerimizin mesleki saygınlığını ve özlük haklarını iyileştirmek. Bir uzmanlık derneği olarak alanımızla ilgili sağlık politikalarını toplum yararına belirleme konusunda ilgili kurumlarla işbirliği yapmak şeklinde özetleyebiliriz. Bu hedeflerimize yönelik hem alerji ve klinik immünoloji hem de ilgili diğer alanlarda uzmanlık yapan hekimlerimize yönelik bilimsel toplantılar ve kurslar düzenliyoruz. Toplantılarımıza alanında öncü bilim insanlarını davet ederek bilgi akışı sağlıyoruz. Kongre ve kurslarımıza katılan ve gelecek vaat eden genç araştırmacılara burs vererek destekliyoruz. Derneğimizle gelişmeleri www.aid.org.tr adresinden takip edebilirsiniz.
 
Çocuk Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent E Şekerel
Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Başkanı

Alerjik hastalıklar hakkında neler söylemek istersiniz?
Alerjik hastalıklar dünyada en sık görülen kronik hastalıkların başında geliyor. Sıklığı da giderek artıyor. Bu durum hem toplum sağlığını hem de ülke ekonomilerini olumsuz yönde etkiliyor. Bir rakam vermek gerekirse dünyada sadece astımlı 300 milyon hasta bulunuyor. Gelişmiş bazı ülkelerde neredeyse her dört kişiden birinin astımlı olduğunu düşünürsek ne kadar büyük bir sorun ile karşı karşıya olduğumuzu daha iyi anlayabiliriz. Ülkemizde de benzer eğilimi görmekteyiz. Yaptığımız çalışmalarda ülkemizde bu oranın çocuklarda yaklaşık yüzde 10 erişkinlerde yüzde 5-10 arasında olduğunu biliyoruz. Astımlı hastalarda alerjik rinit sıklıkla beraber görülüyor. Ancak astımdan daha sık görüldüğünü bildiğimiz alerjik rinite bağlı semptomlar pek fazla önemsenmiyor. Bu nedenle de gözden kaçıyor. Oysa astıma göre daha erken yaşta başlayan alerjik rinit düzenli tedavi edildiğinde özellikle de immünoterapi yani aşı yapıldığında astım gelişme riskinin azaltılabileceği yönünde çalışmalar bulunuyor. Astım ve alerjik rinit solunum yolu alerjisi başlığı altında tek bir hastalık olarak kabul ediliyor. Bu da astım tedavisi yapılırken, alerjik rinit tedavisini ihmal ederseniz tedaviden beklenen yanıtı alamazsınız anlamına geliyor.
 
Alerji türlerine değinecek olursak...
Besin alerjisi büyüyen bir problem. Yaşamı tehdit eden anafilaksinin en önemli nedenleri arasında yer alıyor. Sorumlu besinlerden korunma konusunda zorluklar yaşanıyor. Besin alerjisi olan kişiler market ürünlerinin içeriklerini iyi kontrol etmesi gerekiyor. Ayrıca dışarıda yenilen yemekler konusunda servis sağlayıcılarının da bu konuda bilgi sahibi olmaları gerekiyor. Hala bu konuda ülke olarak eksikliklerimiz bulunuyor. Sırf bu nedenle ABD’de kazara alım sonucunda birçok hasta yaşamını yitiriyor. Ülkemizde de besin alerjisi sıklığı ve buna bağlı anafilaksi geçiren hasta sayısı giderek artıyor.  Atopik dermatit diğer adıyla egzama ise çocuklarda ilk aylarda görülen kronik bir cilt hastalığı. Biz alerji uzmanlarının atopik yürüyüş olarak adlandırdığımız bu sürecin ilk basamağında yer alan alerjik bir hastalık. Bilinmelidir ki bu çocuklar ilerleyen yaşlarda astım ve alerjik rinit açısından oldukça yüksek risk altında. Hekimlerimizin bu çocukları iyi bir şekilde değerlendirmesi gerekiyor. Hastalık daha çok ek gıdalara geçiş döneminde yanaklarda, kol ve bacaklarda egzama şeklinde kızarıklıkların ortaya çıkmasıyla kendini gösteriyor. Cilt kuruluğu ile seyreden atopik dermatitte cildimizin su tutma özelliğinde bozukluk vardır. Bu nedenle cilt kuruluğu ve kaşıntı hastalığın belirgin özelliği. Dolayısıyla cildin nemlendirilmesi de bu hastalığın tedavisinin temelini oluşturuyor. Ancak vurgulanması gereken bir nokta ise atopik dermatit hastalarının yarısına yakın oranında besin alerjileri bulunuyor. Hastaların bu yönüyle mutlaka değerlendirilmesi gerekiyor. Aksi taktirde tedavi konusunda yetersiz kalınması kaçınılmaz. Bu konuda eksikliklerin olduğunu üzülerek görüyoruz. Atopik dermatit, merkezinde alerji uzmanlarının yer aldığı farklı branştaki hekimler tarafından birlikte takip edilmesi gereken önemli bir hastalık. Derneğimiz bu konuda farkındalığın artırılması yönünde üzerine düşen görevleri yerine getiriyor. 

Toplumda kurdeşen olarak bilinen ürtiker ve ilaç alerjisi var bir de...
Yaşamı boyunca her dört kişiden biri ürtiker geçiriyor. Ancak kronik şekli özellikle gençler ve erişkinler arasında önemli sorun teşkil ediyor. Yaşam kalitesini olumsuz etkileyen ve kozmetik açıdan da önemli sorunlara neden olan alerjik bir hastalık. Tedavisi konusunda zorluklar yaşıyoruz. Kronik ürtiker yani kurdeşen alerjik bir nedenle ortaya çıkabilirken, otoimmün ya da malign (kanser) hastalıkların da habercisi olabilir. Dolayısıyla çok iyi incelenmesi gerekiyor. İlaç alerjisine değinecek olursak... İlaçlar, kullanımı sırasında alerjik reaksiyonlara neden olabiliyor. Kullanıma yeni sunulan ilaçlara bağlı öngörülemeyen reaksiyonlar biz hekimleri tanısal yaklaşım açısından oldukça zor duruma sokuyor. Tanısal süreçler oldukça zor ve deneyim gerektirdiğinden gereksiz yere ilaç değişimleri yapılarak tedavi maliyetlerinde de artışa neden oluyor. Gerekli testler yapılmadığından hastalar kendilerinde ilaç alerjisi olduğunu düşünüyor. Çalışmalarda bu oranın yaklaşık yüzde 10 civarında olduğunu biliyoruz. Hekimler tedavi yaparken hastanın söylediklerini dikkate almak zorunda. Oysa insanlar alerji uzmanı tarafından tetkik edildiğinde çoğunun ilaç alerjisi olmadığı görülüyor. Bilimsel çalışmalar gösteriyor ki gerçek ilaç alerjisi oranı ülkemizde yüzde 0.01-0.05 arasında. 

Bağışıklık sistemindeki yetersizliklerle ilgili hastalıklarda giderek artıyor. Ülkemizdeki durum ve derneğinizin bu konudaki aktiviteleri neler? 
Bağışıklık sistemimizdeki yetersizliklere bağlı karşılaşılan hastalıklar ülkemizde sık görülüyor. Bu hastalıklar kalıtsal nedenlere bağlı olarak ortaya çıkıyor. Dolayısıyla akraba evliliklerinin çok olduğu bölgelerimizde daha sık görülüyor. Bilimsel ilerlemelerle sağlanan kök hücre, kemik iliği ve gen nakli gibi yeni tedavilerle çok iyi sonuçlar alınıyor. Ancak burada erken tanı konulması çok önemli. Her yıl alerji alanında olduğu gibi, klinik immünoloji alanında da birlikte ya da immünolojiye özel kurslar düzenliyoruz. İmmünolojik araştırmalar daha karmaşık laboratuvar işlemleri gerektiriyor. Bu alanda ülkemizde hizmet veren merkez sayısı giderek artıyor. 

Alerjik hastalıkların sıklığı niye artıyor? Bu hastalıklar nasıl ortaya çıkıyor, korunmak mümkün mü?
Alerji, vücudumuzu yabancı mikroorganizmalara karşı koruyan bağışıklık sistemimizin bitki kaynaklı polenler, besinlerdeki proteinler gibi zararsız yabancı maddelere karşı immünoglobülin E antikoru üretmesi sonucu ortaya çıkıyor. Bunları alerjen olarak adlandırıyoruz. Bunun nasıl olduğunu henüz tam olarak bilmiyoruz. Çok karmaşık mekanizmaların rol oynadığını söyleyebiliriz. İmmünoglobülin E tipindeki antikorlar bazı hücreleri aktive ederek başlıca histamin olmak üzere birçok maddenin salınmasına neden olarak klinik bulguların ortaya çıkmasına neden olur. Semptomlar burun, boğaz, akciğerler, mide bağırsak sistemi ve cilt gibi organlarda ortaya çıkabilir. Bazı durumlarda solunum, dolaşım ve mide barsak sistemlerinde ağır reaksiyonlar da gelişebilir. Günümüzde geçerli olan hijyen teorisine göre genetik faktörler ve değişen çevresel şartlarına bağlı olarak alerjik hastalıkların ortaya çıktığı ileri sürülüyor. Bu konuda tüm dünyada büyük bütçeli yoğun araştırmalar yapılıyor. Ancak bilimsel olarak epeyce ilerleme sağlanmasına rağmen alerjinin nasıl geliştiğini tam olarak söyleyemiyoruz. Alerjik hastalıkların tedavisi konusunda ilerlemeler sağlanmasına rağmen önlenmesi konusunda henüz bilim insanları arasında tam bir fikir birliği ne yazık ki oluşmamış. Zaman içinde yapılan araştırmaların sonuçlarına göre güncel yaklaşımlarda da değişimler oluşuyor. 
 
Alerji hastaları hekime giderken neye dikkat etmeli? 
Alerjik hastalıkların tanısal ve tedavi süreçleri oldukça zor ve uzmanlık gerektiriyor. Günümüzde yasal boşluklardan faydalanarak uzman olmayan hekimler tarafından yanlış tanılar konuyor ve uygun olmayan tedavilerle hastalarımızın mağdur edildiğini görüyoruz. Alerjik hastalıkların tanısal süreçleri deneyimli alerji uzmanları tarafından yapılmalı. Yerine göre bu süreçler risk de içerdiğinden titiz bir çalışma gerektiriyor. Bunlar yapılmadığında yanlış tanılar konularak hastalara gereksiz ya da yanlış tedaviler uygulanıyor. Diğer bir konu ise alerji deri testlerinin yaygın olarak alerji uzmanı olmayan hekimler tarafından yapılması ve yanlış yorumlanması sonucunda ortaya çıkan mağduriyetler. Özellikle besin alerjilerine bağlı şikayeti olanlarda bu duruma sıkça rastlıyoruz. Oysa deri testlerinin tek başına değerlendirilmesi doğru bir yaklaşım değil. Sadece deri testi pozitifliği ile alerjik hastalıkların tanısının konulması mümkün değil. Diğer yandan deri testinin negatif çıkması da hastalığın olmadığı anlamına gelmiyor. Bu tanısal yaklaşımlar maalesef uzman olmayan hekimler tarafından yapılarak hastalar mağdur ediliyor. Önemli bir diğer konu da paket program halinde kanda yapılan alerji taramaları. Popülist yaklaşımlar halinde hastalara sunulan bu testlerin bilimsel olarak temeli bulunmuyor. Hastalarımızın bu konuda dikkatli olmasında fayda var. 
 
Alerjik hastalıkların tedavisi konusunda yeni gelişmeler var mı?
Elbette. Bilimdeki ilerlemelere bağlı olarak hem hastalıkların mekanizmalarını daha iyi anlıyoruz hem de sürekli tedaviye yeni ilaçlar sunuluyor. Kortikosteroidler, lökotirien reseptör antagonistleri, antihistaminikler gibi güncel kullanılan ilaçlar yanında Anti-IgE ve araştırma fazının son evrelerinde olan birçok biyolojik ilaç tedaviye eklendi. Neredeyse yarım asır uygulanan immünoterapi yani aşı uygulamalarında, yeni uygulamalarla başarılı sonuçların alınması ümit verici. Astım, alerjik rinit ve arı venomu alerjisi yanında son yıllarda besin alerjisi olan hastalarda da benzer uygulamalar ile iyi sonuçlar alınıyor.  
 
ARA: "Astım genlerimizin ve maruz kaldığımız çevre şartlarının etkileşmesi sonucunda ortaya çıkar"  
 
Çocuk Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Prof. Dr. Can N Kocabaş
Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi.
 
Astım neden olur?
Astımın tek bir nedeni yok. Herhangi bir astım hastasına "sizdeki astımın nedeni şu" ya da "siz şu nedenle karşılaştığınız içim astım olmuşsunuz" gibi bir açıklama yapmak doğru değil. Annesinde ve/veya babasında astım ve alerjik nezle olan kişilerde, sigara içenlerde, şişman kişilerde, hava kirliliğine maruz kalanlarda astım daha sık görülebilir. Sonuç olarak astım genlerimizin ve maruz kaldığımız çevre şartlarının etkileşmesi sonucunda ortaya çıkar.   
 

 
Peki astım ilaçları zararlı mı? İlaçların bağımlılık yapması söz konusu mu?
Astım tedavisinde kullanılan en önemli ilaçlar kortizonlar. Halkın büyük bölümünde kortizonlara karşı bir korku ve önyargı var. Astım tedavisinde ağızdan inhalasyon yoluyla kullanılan kortizonlu spreylerin tüm vücudumuzu etkileyerek yan etki oluşturması çok nadir bir durum ve bu durum genellikle inhaler şekilde olan kortizonların çok yüksek dozda ve uzun süre kullanılması sonucunda ortaya çıkabilir.   Buna karşın kortizonlar ağızdan tablet şeklinde yüksek doz ve uzun süre kullanılınca yan etki oluşturma riskleri çok daha yüksek. Sonuç olarak inhaler şekilde kullanılan kortizonların önemli bir yan etkisinin olmadığı kabul edilebilir. Astım ilaçları bağımlılık yapmaz. Akciğerlerde genişlemeye yol açmaz. Kullanıldıkları sürece hastalığa bağlı şikayetleri azaltır, rahat yaşamayı sağlar ve atak geçirilmesini azaltır.

Astım yaş ilerledikçe geçer mi? 
Astımın en önemli şikayeti olan nefes darlığı ve hırıltı özellikle okul öncesi çocuklarda astım dışında da pek çok durumda görülebiliyor. Bu şikayetleri olan ama astımı olmayan kişilerin büyüdükçe şikayetleri ortadan kalkabilir ancak astımı olan çocuklarda astımın tamamen ortadan kalkması çok beklenilen bir durum değil. Ancak astımlı olmasına karşın şikayetleri çok azalabilir veya tamamen ortadan kalkabilir. Bu hastalarda özellikle astımı tetikleyen çevresel bir uyaran olduğunda astım şikayetleri tekrar ortaya çıkabilir.     

Çocuk Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Doç. Dr. Ersoy Civelek
 
Astım ve alerji kalıtsal ya da bulaşıcı mı?
Anne, baba, amca, dayı, hala ve diğer büyüklerde alerjik hastalık olduğu için çocuklarda kesin alerjik hastalık olacağı söylenemez. Fakat annede veya babada alerjik hastalık, özellikle astım ve alerjik nezle olmasının çocuklarda alerjik hastalık olmasına yatkınlık oluşturduğu kesin ve hatta en önemli sebeplerden biri. Ama tek başına kesin sebep olduğu söylenemez. Astım bulaşıcı bir hastalık değil. Aynı ailede birden çok hastada astım olması genetik ve çevresel faktörlerle açıklanabilir.

Buhar makinesinin etkisi konusunda ne söyleyebilirsiniz?
Evde rutubet ve küf olması astım riskini ve astım şikayetlerini arttırıyor. Ancak çok kuru hava da solunum yollarında kurumaya yol açarak öksürük yapabilir. Evdeki nem oranının yüzde 50 civarında olması gerekir. Buhar makinelerinin sürekli açık tutularak ortamın çok nemli olması istenen bir durum değil.  

Alternatif tedaviler ne kadar işe yarıyor peki?
Astımda şimdiye kadar gerek beslenme, gerek çevre şartlarının düzenlenmesi anlamında pek çok alternatif tedavi yaklaşımı geliştirilmeye çalışıldı. Temelde alternatif tedavi doğru bir terim değil. Esas kullanılması gereken tamamlayıcı tedavi terimidir. Yani önerilen ilaç tedavilerini kesmeden tamamlayıcı tedaviler kullanılabilir. Bugüne kadar etkinliği kesin olarak kanıtlanmış bir tamamlayıcı tedavi bulunmuyor. 
 
Astımlı çocuklar beden dersine girebilir mi?
Astımlı çocuklarda şikayetler ilaçlarla kontrol atına alındıktan sonra beden eğitimi derslerine girmelerinde sakınca yok. Öncelikle şikayetlerin kontrol altına alınması gerekir.

Sprey ilaçları doğrudan ağıza sıkmanın bir zararı var mı?
İnhaler ilaçlar aracı cihaz olmadan kullanılırsa ilaç daha çok ağız içindeki zarlara yapışır ve esas ulaşmasını istediğimiz akciğerlere daha az gider. Yani etkisi daha az olur. Ağızda daha çok biriktiği için de yan etkisi daha çok olabilir. Bu nedenle inhaler ilaçlar aracı cihazla kullanılması daha doğru.  
 
Aşı tedavisi gerekli mi peki?
Astımlı hastalarda alerji varsa, hastalık çok ağır değilse ve şikayetler ilaçlarla kontrol altına alınamıyorsa aşı tedavisi düşünülebilir. Her astım hastası aşı adayı değil. Bu konu tecrübeli alerji ve klinik immünoloji uzmanları tarafından değerlendirilmeli.
 
Çocuk Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Doç. Dr. Özge Uysal Soyer                                                                                                
Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi
 
Her ilkbahar mevsiminde burun akıntısı ve hapşırığı olan saman nezlesi yani alerjik rinit/nezle olabilir mi?
Alerjik rinit, hapşırma, burun akıntısı, burun tıkanıklığı veya kaşıntısı ile karakterize burnun mikropsuz iltihabı. Bazen gözlerinizde veya damağınızda kaşıntı, geniz akıntısı, öksürük, halsizlik, koku almada güçlük de eşlik edebilir. 

Alerjik rinit tanısı nasıl konuyor? Bu durum yaşamı nasıl etkiliyor?
Hastanın tipik hikayesi, nelerin tetiklediği ve hangi mevsimde ortaya çıktığı tanıyı koymada yardımcı oluyor. Fizik muayenede burun iç yüzeyi soluk ve burun yumuşak dokuları şiş olabilir. Kan veya deriden yapılan alerji testleriyle rinite neden olan alerjik ajan ortaya çıkarılabilir. Deri testleri alerjiyi saptamada öncelikle tercih edilir. Radyolojik görüntüleme tetkikleri normal şartlarda istenen bir tetkik değil, tedavinin başarısız olduğu veya alerjik rinit dışında bir hastalık düşünüldüğünde yapılmalı. Alerjik rinit, burun şikayetlerinin yarattığı sıkıntılar dışında iş ya da okul başarısının düşmesi, dikkat dağınıklığı, konsantrasyon bozukluğu, uyku bozuklukları gibi yakınmalar ile yaşam kalitesinde önemli bozulmalara yol açabilir. Ayrıca sinüzit, orta kulak iltihabı ve astım hastalığının kötüleşmesi gibi etkileri de olabilir.

Alerjik rinitin tedavisi için ne yapabiliriz?
Bulguları tetikleyen alerjenlerden kaçınmalısınız. Ayrıca hekiminizin önerdiği şekilde alerjenlerin etkisini azaltan antihistaminikler ve/veya kortizon içeren burun spreyleri kullanabilirsiniz. Spreylerde bulunan kortizon sadece burun bölgesine uygulandığı için yan etkisi yok denecek kadar az. Burun yıkama gibi tedaviye yardımcı önlemlerin de faydası olabilir.

Astım hastasının ev tozu akarlarına karşı alerjisi saptandığında nasıl önlem almalı?
Ev tozu akarları eklem bacaklılar ailesinden gözle görülemeyen küçük canlılardır. Günlük yaşantımızda ev içi ortamda sıklıkla bulunur. Özellikle sıcak ve nemli ortamları çok sever ve hızla çoğalır. Kuru havada, özellikle nem oranı yüzde 50’nin altına indiğinde ev tozu akarlarının hiçbiri yaşayamaz. Nemi azaltmak için odaları sık sık havalandırın, buhar makineleri kullanmayın. Yatak takımlarınızı haftada bir kez değiştirin. Yün, kaz tüyü/kuş tüyü gibi yatak, yorgan, yastık kullanmayın. Özellikle yatak odanızdaki halıyı mümkünse kaldırın, kaldırılamıyorsa boydan boya yün halı yerine küçük ince bir kilim kullanın. Odanızda az eşya bulundurun, eşyalarınızı kapalı dolaplarda saklayın ve peluş/tüylü oyuncakları uzaklaştırın. Haftada en az bir kez yüksek vakumlu veya HEPA filtreli bir elektrik süpürgesi ile temizlik yapın, hafif nemli bezle eşyaların tozunu alın. En önemlisi tüm bu önlemleri birlikte almaya çalışın.
 
Alerjik riniti olan birinin polen alerjisi saptandığında neler yapabilir, polenlerden nasıl korunabilir?
Polenler yani çiçek tozları, çiçekli bitkilerin çoğalmasına aracılık eden protein yapısında maddelerdir. Her yıl belirli mevsimlerde farklı tip bitkiler kendileri için uygun sıcaklık ve nem oranına sahip mevsimlerde polenlerini çevreye bırakır ve bu polenler rüzgarla çok uzak yerlere kolayca taşınabilir. Örneğin çoğu ağaç polenleri kış sonu ve ilkbahar başında atmosferde yoğun iken, çayır ve tahıl polenleri ilkbaharda ve yaz mevsimi başında, yabani ot polenleri ise yaz mevsimi sonu ve sonbaharda daha yoğun olarak bulunur. Polen mevsimleri ve yoğunlukları bölgenin bitki örtüsü, o sene aldığı yağışlar ve sıcaklık gibi hava şartlarına göre şehirden şehre farklılık gösterebilir. Polenlerin atmosferde bulunduğu mevsimlerde, polenler gün içinde özellikle sabah erken saatlerde ve öğle saatlerinde yoğun olur. Yağmur yağdıktan sonraki ilk birkaç saat ve akşam saatlerinde polen yoğunluğu büyük oranda azalır. Bu mevsimlerde dışarıda vakit geçirilecekse siperli şapka, gözlük kullanabilir, uzun kollu/bacaklı kıyafetler giyebilirsiniz. Eve girince bu kıyafetleri değiştirin, mümkünse duş alın veya el ve yüzünüzü bol suyla yıkayın.

Besin alerjisi hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Vücudun besin alımı sonrası vermiş olduğu anormal klinik cevaba besin reaksiyonu denir. Reaksiyon vücutta bağışıklık sisteminin besin proteinini yanlışlıkla “tehlikeli” olarak algılaması ve tepki vermesi sonucu oluşur. Besin alerjisi görülme sıklığı tüm dünyada artıyor. 170'ten fazla besinin alerjiye neden olduğu biliniyor. Bunlar içinde ülkemizde sırasıyla en sık süt, yumurta, fındık, fıstık, ceviz, mercimek, buğday, daha nadir olarak da susam, soya, nohut, balık ve et alerjisi görülüyor. Besin alerjisi en sık bebeklik ve çocukluk çağında görülür ancak erişkin dönemde de ortaya çıkabilir. Besin alerjisi tanısı için kan ve deride yapılan testler var ancak tanıda altın standart yöntem “besin karşılaşma testleri”dir. Hangi testlerin yapılması gerektiğinin belirlenmesinin ve sonuçların yorumlanmasının bu konuda deneyimli alerji ve immünoloji hastalıkları uzmanı tarafından yapılması daha doğru olur. Bu şekilde yanlış tedavi ve diyet önerilerinin önüne geçilmiş olur.
 

 
Besin alerjisinde görülen belirtiler neler?
Besin alerjilerinin tipine göre klinik belirtiler de değişiklik gösterir. Daha sıklıkla görülen IgE molekülü aracılığı ile ortaya çıkan “erken tip” besin alerjilerinde belirtiler, sıklıkla besini tükettikten sonraki ilk bir saat içinde ortaya çıkar. Bu belirtiler içinde en sık deri bulguları olup deride yaygın kızarıklık, kabarıklık, kaşıntı, kurdeşen ve/veya dil, dudak, gözkapakları gibi vücudun çeşitli yerlerinde şişlikler görülür. Tutulan diğer sistemler arasında hapşırık, burun akıntısı, burun tıkanıklığı, damakta-genizde-boğazda kaşıntı, öksürük, ses kısıklığı, nefes darlığı, göğüste hırıltı, morarma gibi solunum sistemi, bulantı, kusma, ağızda dilde kaşıntı, yutkunmada zorlanma, karın ağrısı, ishal gibi mide-barsak sistemi, çarpıntı, tansiyon düşüklüğü, bayılma gibi kalp-damar sistemi ve çift görme, baş dönmesi, huzursuzluk, bayılma gibi sinir sistemi sorunları yer alır. Reaksiyonlar içinde en ciddi olanı genelde en az iki vücut sistemini etkileyen ve hayatı tehdit edebilen “anafilaksi” tablosu. Geç tip reaksiyonlar arasında ise sıklıkla deri bulgusunun eşlik etmediği kusma, ishal, karın ağrısı, huzursuzluk, kanlı-mukuslu dışkı gibi mide-barsak sistemiyle ilgili belirtiler yer alır. Bu hastalıkların en sık görülenleri Besin Proteini İlişkili Proktokolit ve Besin Proteini İlişkili Enterokolit’tir.

Deri testleri kaç yaşından itibaren yapılabilir? Gıda intolerans testleri besin alerjisi tanısında kullanılır mı? Ve besin alerjisinin tedavisi var mı?
Deri testleri, alerji ve immünoloji hastalıkları uzmanının uygun gördüğü durumlarda yenidoğan döneminden itibaren hemen her yaşta yapılabilir. Test zamanı ve içeriği hastanın belirtilerine ve muayene bulgularına göre belirlenir. Piyasada çok yaygın kullanılan gıda intolerans testlerinin besin alerjisi tanısında yeri yok. Bu testler IgE yerine IgG molekülüne karşı molekülleri saptamaya yönelik testler ve alerjiden ziyade kişinin daha önce o besini tükettiğini işaret eder. Besin alerjisinin tedavisinde ana unsur reaksiyona neden olan alerjenden ve bu alerjeni içeren tüm gıda/üründen tamamen uzak durmaktır. Daha ileri tedavi yöntemleri için alerji ve immünoloji hastalıkları uzmanına danışılması uygun olacaktır.
 
ARA: "İnek sütü protein alerjisi olan çocukların yüzde 92’sinde keçi sütü ile de reaksiyon bildirilmiştir"

Çocuk Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Doç. Dr. Betül Büyüktiryaki

Besin alerjileri zaman içinde düzelir mi? 
Alerjinin olduğu besin türü ve reaksiyonların tipine göre değişmekle birlikte çoğu besin alerjisi zamanla geçebilir. Genellikle süt ve yumurta alerjisi erken çocukluk döneminde geçebilirken, kuruyemiş alerjisi ömür boyu devam edebilir. 
 
İnek sütü proteini alerjisi olan çocuklar hangi mamaları kullanabilir? Alternatif olarak keçi, koyun veya diğer memeli hayvan sütleri tüketebilir mi?
Anne sütü alma imkanı olmayan çocuklarda inek sütü proteini alerjisi varsa normal bebek mamaları yerine hipoallerjenik mamalardan kullanmak gerekir. Bu mamalar kısmi hidrolize, ileri hidrolize ve amino-asit bazlı mama olarak gruplandırılır. Kısmi hidrolize mamaların kullanımı inek sütü protein alerjisi olan çocuklarda önerilmez. İleri hidrolize veya amino-asit bazlı mamanın hangisinin kullanılmasının uygun olduğu kararı çocuğunuzda görülen reaksiyonların tipi ve şiddetine göre değişeceğinden alerji ve immünoloji uzmanı tarafından verilir ve takiben rapor çıkarılarak mamalar temin edilebilir. İnek sütündeki proteinlerle diğer memeli hayvanların sütünde bulunan proteinler arasında yüksek oranda benzerlik var. Bu nedenle inek sütü protein alerjisi olan çocuklar diğer hayvan sütlerini tükettiğinde alerjik reaksiyonlar görülme riski yüksektir ve önerilmez. Yapılan bir araştırmada inek sütü protein alerjisi olan çocukların yüzde 92’sinde keçi sütü ile de reaksiyon bildirilmiştir. 
 
İnek sütü protein alerjisi olan çocuklar soya sütünü tüketebilir mi? Ve bu çocuklara dana eti de yasaklanmalı mı?
İnek sütü protein alerjisi olan çocuklarda soya sütü ile reaksiyon görülme sıklığı erken tip reaksiyon görülenlerde yüzde 10-14, geç tip reaksiyon görülenlerde yüzde 25-60 oranında. Öncesinde test yapılmadan kullanılması uygun değil. Soya sütünün besleyici değerinin düşük olmasının yanında içerdiği fitoöstrojenlere bağlı olarak cinsiyet hormonları üzerine olumsuz etkisi olabileceğinden özellikle altı aydan küçük çocuklarda kullanılmaları önerilmiyor. İnek sütü protein alerjisi olan çocukların yüzde 13-20’sinde dana etine karşı reaksiyon görülebilir. Genel olarak dana eti yediğinde hastada herhangi bir reaksiyon görülmüyorsa yasaklanması önerilmez.
 
Besin alerjisi olan hastalar bu besinlerin pişmiş formunu tüketebilir mi?
Besin alerjisi olan hastaların önemli bir kısmı bu besinlerin pişmiş/fırınlanmış formunu tüketebiliyor. İnek sütü protein alerjisi olan çocukların yüzde 75’i sütü kek, muffin gibi fırınlanmış haliyle tüketebiliyor. Ancak bu besinlerin evde tüketilmeden önce hekiminize danışarak gerekli görülürse hastanede ortamında test yapıldıktan sonra tüketilmesi daha doğru olacaktır.

Çocuk Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Doç. Dr. Müge Toyran
 
Atopik dermatit hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Atopik dermatit kalıtımsal olarak yatkınlığı olan çocuklarda bazı çevresel etkenler bir araya geldiğinde ortaya çıkar. Genellikle çocuklarda altı aylıktan önce başlar. Ancak beş yaşına kadar olan herhangi bir dönemde de çıkabilir. Atopik dermatit kronik bir hastalık. Ciltte iyileşme ve tekrarlama dönemleriyle seyreden kaşıntılı kuruluk, kızarıklık, pütürlenme ve bazen sulantılı yaralar şeklinde görülür. Atopik dermatit bebeklerde daha çok yüz ve kol-bacakların dış yüzlerinde olur. Daha büyük çocuklarda dirsek içi, diz arkası, koltukaltı gibi katlantı bölgeleri daha sık tutulur. Gövde ve saçlı deri tutulumu da görülebilir. Bazı çocuklarda meme başı çevresi ve göz çevresi özellikle etkilenebilir. Bez bölgesi en az etkilenen bölgedir. Atopik dermatitli çocukların yüzde 80’i adölesan dönemden önce iyileşir. Çocukların çoğunda belirtiler ilk üç yaş içinde kaybolur. Nadiren ileri yaşlarda hastalık devam edebilir. Daha sık olarak ciltte kuruluk ve hassasiyet hastalık belirtileri ortadan kalktıktan sonra da cilt bakımına devam edilmeli. Atopik dermatit bulaşıcı değildir. Yaralı cilt mikrop kapmaya duyarlı hale geldiğinde bazen temasla yayılmaya eğilimli mikrobik yaralar görülebilir. Bu durumda antibiyotikli kremlerle tedavi gerekir. Hiçbir alerjisi olmayan hastalarda da atopik dermatit görülebilir.
 
Atopik dermatit besin alerjisine bağlı olur mu?
Evet, atopik dermatiti olan çocuklarda besin alerjisi olabilir ve bu besini tüketmek şikayetlerini arttırabilir. En sık süt, yumurta, buğday, yer fıstığı, balık ve soya alerjileri görülür. Bu alerjilerin varlığının saptanması, hastanın tedavi ve izleminin yapılması için bir alerji uzmanının değerlendirmesi ve hastayı izlemesi gerekiyor. Değerlendirmeler yapılmadan hastanın besinlerinin kesilmesi, beslenme bozukluğuna ve büyüme geriliğine neden olabilir. Besin alerjisi saptandığında sorumlu besin ve bu besinin içine girdiği tüm gıdaların diyetten çıkarılması gerekebilir. Böyle durumlarda bu besinin çıkarılmasıyla ortaya çıkan eksikliğin uygun gıdalarla tamamlanması önemli. Atopik dermatit ve besin alerjisi olan hastalarda besin kesilse bile cilt lezyonları ortaya çıkmaya devam edebilir. Bunun için diğer tedavi ve önlemlerin uygulanmaya devam edilmesi gerekir.
 
Atopik dermatit başka alerjilere bağlı olur mu?
Bazen hava yoluyla alınan ve temas edilen alerjenler de atopik dermatit şikayetlerini arttırabilir. Bu durumun alerji uzmanı tarafından değerlendirilmesi ve bir duyarlılık saptanırsa temasın azaltılması için önlemlerin alınması gerekli. En sık ev tozu akarı ve küf mantarıyla duyarlılık görülür. Bazen hayvan alerjenleri etkili olabilir. Cilde temasa bağlı olarak nikel başta olmak üzere bazı metaller ve kimyasallarla temas şikayetlere neden olabilir. Bu durumun yama testi denilen bir test ile saptanması ve saptanırsa temasın engellenmesi gerekir.

Çocukların giyiminde ve beslenmesinde nelere dikkat edilmeli?
Alerjisi olan maddeler dışında bazı etkenler şikayetlerini arttırabilir. Terleme, sıcak ortamlar, tüylü-kürklü-yünlü kumaşlarla temas, cilde yapışan giysiler, naylon içerikli giysiler şikayetleri arttırabilir. Bu nedenle pamuklu, hafif ve bol giysiler tercih edilmeli, giysiler yıkandıktan sonra iyi durulanmalı. Bazen kullanılan deterjan ve yumuşatıcılar şikayetleri arttırabilir. Böyle bir durumda ürün değiştirilmeli. Yumuşatıcı kullanılmaması ve deterjan yerine sabun tozu kullanılması tercih edilebilir. Beslenmeye gelirsek... Bazı gıdalar alerji olmasa da şikayetleri arttırabilir. Baharatlı gıdalar, portakal domates gibi asitli gıdalar, kakaolu gıdalar çok miktarda ve sık tüketildiğinde sorun oluşturabilir. Bu gıdaların fazla tüketilmemesine dikkat edilmeli. Alerjisi olan bir gıda varsa bu gıdanın doktor önerilerine göre diyetten çıkarılması ve yerine uygun gıdaların diyete eklenmesi önemlidir. Çocuğunuzda besin alerjisi saptandıysa aşılarıyla ilgili doktorunuzun görüşünü almalısınız. Besin alerjisi saptanmadıysa aşılarını normal düzeninde yaptırabilirsiniz.
 
Atopik dermatitli çocuklar denizde ve havuzda yüzebilir mi, spor yapabilir mi? Banyo yaptırırken nelere dikkat edilmeli?
Deniz ve havuzda yüzmesinde sakınca yok. Ancak kurumaya ve klora bağlı şikayet artışı görülebileceğinden yüzme sonrası duş alınması ve vücut henüz nemliyken atopik dermatitli çocuklara uygun nemlendiricilerin uygulanması önemli. Spor yapmasında da sakınca yok. Ancak terleme şikayetlerini arttırabilir. Sıkı giysiler giymemesi, pamuklu giysileri tercih etmesi, spor sonrası duş alınması ve sonrasında vücut henüz nemliyken atopik dermatitli çocuklara uygun nemlendiriciler uygulanması önemlidir. Banyo sırasında çok sıcak su ve sert tahriş edici ürünler kullanılmaması gerekiyor. Temizleyici olarak atopik dermatitli çocuklara uygun şampuanların tercih edilmesinde yarar var. Banyo sonrası henüz vücut nemliyken atopik dermatitli çocuklara uygun nemlendiriciler uygulanması da önemli. Cildi çok kuru çocuklar için banyo yağları banyo suyuna katılarak kullanılabilir.

Güneş zararlı mı peki? Genel olarak cilt bakımı için neler söyleyebilirsiniz?
Çocuğun güneşlenmesi D vitamini sentezi için önemli. Ancak güneşlenme için akşam saatleri tercih edilmeli, özellikle öğlen saatlerinde gölgede bulunmasına dikkat edilmeli. Yüksek koruma faktörlü ve çocuklara uygun güneş koruyucu kremler kullanılmalı. Cildin kurumaması, atopik dermatitte tedavinin en önemli parçasıdır. Günlük olarak atopik dermatitli çocuklara uygun nemlendirici kremlerin tüm vücuda uygulanması gerekli. Sık kuruma halinde nemlendirme tekrarlanabilir. Uygun tedavi ve cilt bakımı yapıldığında atopik dermatite bağlı cilt lezyonları genelde iz bırakmaz. Normal lezyonların üzerine ikincil cilt sorunları eklendiğinde nadiren bu sorunla karşılaşılabilir. Bu nedenle uygun tedavi ve düzenli cilt bakımı önemli.

Çocuklara kortizonlu kremler öneriliyor. Bu kremler zararlı mı?
Kortizonlu kremler atopik dermatit tedavisinde önemli bir yere sahip ve gerekli olduğunda kullanımı kaçınılmaz. Uygun şekilde kullanıldığında önemli yan etki beklenen ilaçlar değil. Doktorunuz önerdiğinde kremleri yalnız lezyon olan bölgelere, ince bir tabaka halinde uygulayınız. Aynı bölgeye bir haftadan uzun uygulama genellikle önerilmez ve bu uygulamadan sonra aynı bölgeye en az bir hafta süreyle tekrar kortizonlu krem uygulanmamasında yarar var. 

Balık yağı ve probiyotikler çocuklar için yararlı mı?
Haftada iki kez balık tüketilmesi alerjisi olmayan çocuklarda sağlıklı büyümeleri için önemli. Balık yağının içeriğinde bulunan omega yağ asitlerinin bağışıklık sisteminin sağlıklı işleyişinde yararlı olduğu yönünde çalışmalar mevcut ancak atopik dermatitte yararlı olduğunu belgeleyen kesin kanıt yok. Probiyotiklerin de aynı şekilde bağışıklık sisteminin sağlıklı işleyişinde yararlı olduğu yönünde çalışmalar mevcut ama yararlı olduğunu belgeleyen kesin kanıtlar yok.

Atopik dermatite bağlı olarak çocuklarda başka sağlık sorunları gelişebilir mi?
Atopik dermatitte cilt lezyonları cildi hasas hale getirir. Bu nedenle bazen üzerine cilt enfeksiyonları eklenebilir. Bu durum kendini sarı sulantılı yaralarla gösterebilir. Doktorunuza danışarak uygun tedavi uygulanmalı. Atopik dermatiti olan çocuklarda ileri yaşlarda alerjik rinit ve astım gelişme riski diğer çocuklardan biraz daha fazla. Bu nedenle çocuğunuzda inatçı burun şikayetleri olursa, zatürre veya bronşit tanısı alırsa, hava yoluyla ilaç tedavisi önerilirse, uzayan tedaviye cevap vermeyen öksürük, göğüs ağrısı, nefes darlığı gibi şikayetleri olursa alerji doktorunuza başvurmanız gerekli. Her atopik dermatiti olan çocuğun ilerde bu hastalığa yakalanma durumu olmadığı hatırlanmalı. Atopik dermatit genellikle geçici, iz bırakmayan, iyi seyirli bir hastalıktır.
 
ARA: "İlaçlarla ortaya çıkan reaksiyonların büyük bölümü yan etki, daha az bir bölümü ilaç alerjisidir"

Çocuk Alerji ve Klinik İmmünoloji Uzmanı Doç. Dr. Emine Dibek Mısırlıoğlu

İlaçlarla ortaya çıkan her reaksiyon alerji midir? İlaçlara bağlı gelişen yan etkiyle ilaç alerjilerinin farkları neler?
İlaçlarla ortaya çıkan reaksiyonların büyük bölümü yan etki, daha az bir bölümü ilaç alerjisidir. Ancak ilaçlarla ortaya çıkan alerjik reaksiyonlar hafif cilt döküntülerinden ölümle sonuçlanabilen ciddi reaksiyonları da içerecek şekilde çok geniş yelpazede klinik sorunlara neden olabilir. İlaç yan etkileri, ilacın farmakolojik ve toksik etkileriyle ilişkili, tahmin edilebilen ve genellikle doz bağımlı reaksiyonlardır. İlaç alerjileri ise ilacı farmakolojik etkileriyle ilişkili olmayan, tahmin edilemeyen ve genellikle doz bağımlı olmayan reaksiyonlardır. Örneğin fazla miktarda ağrı kesici kullanan kişide mide ağrısı beklenen bir reaksiyonken alerjik reaksiyon beklenmeyen bir şekilde ilacın az miktarda alımında da ortaya çıkar. Alerjik reaksiyonlar daha sonra ilacın az bir dozda alınmasıyla yeniden reaksiyona neden olur. 

Her ilaç alerjik reaksiyona yol açar mı? En fazla alerjik reaksiyon görülen ilaçlar hangileri? 
Her ilacın alerjik reaksiyona yol açma potansiyeli var ancak bazı ilaçlarla reaksiyonlar daha fazla görülüyor. Başta penisilinler olmak üzere en sık antibiyotikler ve ağrı kesicilerle alerjik reaksiyonlar ortaya çıkar. Bunun yanı sıra anestezi sırasında kullanılan ilaçlar, kanser, mide, epilepsi ilaçları ve röntgen çekiminde kullanılan ilaçlar da alerjik reaksiyonlara neden olabilir. İlaca karşı duyarlanma olması için ilaçla daha önce karşılaşılmış olması gerekir. Ancak sık olmamakla birlikte daha önce hiç kullanılmamış bir ilaca karşı da alerjik reaksiyon gelişebilir. İlacın molekül yapısı, kullanım sıklığı ve uygulama şekli alerjik reaksiyon geliştirmesinde en önemli faktörler. İlacın karmaşık molekül yapısı olması, deri altına veya damar içine verilmesi ve sık kullanılması ilacın alerjiye neden olma riskini artırıyor. İlaç alerjisi önceden öngörülemez. Ancak bazı kişiler daha riskli grupta olabilir. Erişkinlerde, kadınlarda, ailesinde ilaç alerjisi olanlarda risk faktörleri daha fazla. Yine uzun süreli ve sık ilaç kullanımı gereken kronik hastalıklarda, karaciğer ve böbrek yetmezliği gibi ilaç metabolizmasında değişiklik oluşabilen durumlarda ilaç alerjisi daha fazla görülür. Astım/nazal polip ve kronik ürtikeri olan hastalarda aspirin ve benzeri ağrı kesici ilaçlarla reaksiyon riski daha fazla. İlaç alerjisinin en sık bulgusu cilt döküntüleri. Tansiyon düşmesi, nefes darlığı, ciltte soyulmalar, ağız mukozasında yaralar, lenf bezlerinde büyüme ve ateş olabilir. Ölüme neden olabilecek ağır ilaç alerjileri görülebilir. 
 
İlaca bağlı alerjik reaksiyonlar ilaç alımından ne kadar zaman sonra ortaya çıkabilir?
Erken reaksiyonlar ilacın alımını takiben ilk bir saatte, geç reaksiyonlar ise bir saatten sonra ortaya çıkar. Erken ortaya çıkan reaksiyonlar daha ağır reaksiyonlardır. Sık olmamakla birlikte bazı ağır cilt reaksiyonları ile karşımıza çıkan ilaç alerjilerinde ilaç kullanım öyküsü 2-4 hafta öncesine kadar uzanıyor. 
 
Alerji ve Klinik İmmünoloji Uzmanı Prof. Dr. Adile Berna Dursun
 
İlaç alerjisi şüphesi durumunda tanı için ne yapılabilir? 
Alerji uzmanı tarafından değerlendirildikten sonra, hekim tarafından uygun görülürse, ilaçlar için testler reaksiyondan 1-6 ay sonra yapılabiliyor. Test yapılmasında sakınca olmayan hastalarda penisilin test kitleri kullanılarak önce cilt üzerine ve daha sonra cilt içine test yapılarak değerlendirilir. Bu testler negatif ise penisilin hastaya hastane koşullarında içirilerek gözlenir. Reaksiyon gelişmez ise ilacı kullanabileceği belirtilir. 
 
Penisilin yapılmadan önce her hastaya penisilin ile test yapılmalı mı?
Daha önce penisilin kullanımı ile reaksiyon öyküsü olmayan hastaya penisilin ile test yapılmasına gerek yok. Ancak penisilin ve diğer ilaçların enjeksiyonları acil müdahalenin yapılabileceği sağlık kuruşlarında uygulanmalıdır. 
 
Alerji ve Klinik İmmünoloji Uzmanı Doç. Dr. Ferda Öner Erkekol
Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi

İlaç alerjisi olan hasta ilacı tekrar kullanabilir mi? 
Reaksiyona neden olan ilacın kendisi ve benzer ilaç grupları tekrar kullanılmamalıdır. Reaksiyon olan ilacın tekrar kullanımı alerjik reaksiyonun görülmesine neden olur. Hastaların yanlarında hem alerjisi olan ilaç gruplarını hem de gerekli durumlarda bu ilaçlar yerine güvenle kullanabileceği ilaç gruplarının listesini içeren ilaç alerjisi kimlik kartı olmalı. İlaç yazan veya uygulayan sağlık çalışanına bu kimlik mutlaka gösterilmeli.  

İlaç alerjisi azaltılabilir mi?
Akılcı ilaç kullanım ilkelerine dikkat edilmeli, çoklu ilaç kullanımından, gereksiz ve aşırı ilaç kullanmaktan, doz, süre ve uygulama yoluna uyum göstermeme gibi ilaç kullanımında özensiz davranmaktan mutlaka kaçınılmalıdır.  
 
Çocuk Alerji ve Klinik İmmünoloji Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya
Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi

Anafilaksi nedir? Belirtileri neler?
Anafilaksi, aniden ortaya çıkan ve öldürücü olabilen şiddetli bir alerjik hastalık.  Özellikle fazla duyarlı alerjik insanlarda aniden oluşan ağır anafilaksi tablosu ölümle sonuçlanabilir. Ülkemizde daha çok besin alerjilerine, ilaçlara veya arı sokması ile oluşan anafilaksiye bağlı ölümlere sık sık rastlamaktayız. Anafilaksi alerjenler ile karşılaşıldıktan sonra dakikalar içinde belirtileri ortaya çıkabilir. Belirtileri, deride yaygın kızarıklık ve kabarıklık olması, dudaklar, dil ve boğazda şişme olması, aşırı hapşırma ve burun akıntısı, nefes almada zorlanma ve hırıltı, baş dönmesi, kan basıncının düşmesi sonucu aniden yere yığılma, çarpıntı, bulantı, kusma, ishal ve karın ağrısı şeklinde sıralanabilir. Kişinin bünyesi ne kadar çok alerjikse anafilaksinin belirtileri de o kadar hızlı bir biçimde ortaya çıkar ve hastanın durumu o kadar ağır olur. Ancak anafilaksi belirtilerinin birkaç dakikadan birkaç saate kadar değişen zaman diliminde ortaya çıkabileceğini unutmamak gerekir.
 
Kimler anafilaksi yönünden risk altında? Anafilaksiye yol açan alerjenler neler?
Daha önceden bir madde ile karşılaştığında vücudunda kaşıntı, kızarıklık olan veya göğsünden hırıltı sesi gelmiş ya da dilinde ve boğazında kaşıntı, karıncalanma ve şişme meydana gelmiş çocuklarda bu maddelerle yeniden karşılaşma durumunda  anafilaksi tablosu ortaya çıkabilir. Ayrıca astım veya kalp hastalığı gibi altta yatan bir hastalığı olan çocuklar ile beta-bloker ilaç kullanan çocuklarda anafilaksi daha şiddetli oluyor. İnek sütü, yumurta, fındık, fıstık, badem, susam gibi yağlı yemişler, balık ve diğer deniz ürünleri gibi besinler, özellikle penisilin ve benzeri ilaçlar, ağrı kesiciler, radyolojide kullanılan radyokontrast maddeler, arı ve diğer böceklerin zehirleri, lateks içeren tıbbi malzeme ile temas anafilaksiye yol açan alerjenler arasında. Bunların dışında bir de sebebi tam olarak bilinmeyen “idiyopatik anafilaksi” ve egzersizle ortaya çıkan “egzersizle oluşan anafilaksi” denilen durumlar var.

Anafilaksinin tedavisi için hastane dışında ne yapılabilir? Anafilaksiden korunmak mümkün mü?
Hasta hemen sırt üstü yatırılmalı, ağzı ve burnu temizlenmeli ve rahat nefes alması sağlanmalı. Anafilaksi tedavisinin temel ilacı adrenalindir. Eğer hastalar daha önceden hekimleri tarafından verilmiş hazır adrenalin iğneleri taşıyorsa bunu hemen uyluğun ön-yan tarafından kas içine uygulamalı. Ardından hemen ambulans çağrılmalı veya en yakın sağlık kuruluşuna gidilmeli. Anafilaksi, arı sokması sonrası oluşmuşsa arının iğnesi parçalanmadan çıkarılmalı ve yara yeri sabunlu suyla yıkanarak aralıklı buz tatbik edilmeli. Kan basıncı düşmüş olan hasta aniden ayağa kaldırılırsa ani ölümün meydana gelebileceği unutulmamalı. Anafilaksiden korunmak için hastalar alerjik olduklarını bildikleri maddelerden uzak durmalı, üzerinde alerjileri olduğunu belirten kolye veya bilezik taşımalı. Ailenin bütün bireyleri, yakın arkadaşlar durumdan haberdar edilmeli, özellikle alerji yapacak maddelerden uzak durma ve anafilaksinin belirtileri konusunda eğitilmelidir. Arı alerjisi olanlar açık havada renkli ve açık elbiseler giymemeli. Çocukluk aşıları dahil her türlü enjeksiyon mutlaka sağlık kuruluşunda yapılmalı ve enjeksiyon sonrası sağlık kuruluşunda en az 15-20 dakika beklenmeli. Daha önceden anafilaksi geçirmiş veya geçirme riski olan çocukların aileleri mutlaka yanlarında hazır adrenalin enjektörü taşımalı, gerektiğinde bunu kullanmayı öğrenmeli.
 
ARA: "Atopik dermatit ve besin alerjisi tedavisinde de AİT'in etkinliğini gösteren çalışmaların sayısı hızla artıyor"
 
Çocuk Alerji ve Klinik İmmünoloji Uzmanı Doç. Dr. Ümit Murat Şahiner
 
Alerjen İmmünoterapisi yani aşı tedavisinin alerjik hastalıklarda yeri nedir? 
Alerjik hastalıklar sıklıkla hayatın erken dönemlerinde ortaya çıkıyor. Alerjen immünoterapisi (AİT) çeşitli alerjik durumların tedavisi için yüz yılı aşkın süredir kullanılan bir tedavi yöntemi. İlk defa 1911'de Robert Noon, saman nezlesi olan bir kişiyi küçük dozlarda ot poleni uygulayarak tedavi ettiğini bildirdi. AİT, çocuklarda ve erişkinlerde IgE aracılıklı alerjik hastalıkların ana tedavi yaklaşımlarından biri ve aynı zamanda alerjik hastalıkların seyrini değiştirebilen tek tedavi yöntemi. Alerjik rinit ve alerjik astım gibi solunum yolu hastalıklarında, venom alerjisinin tedavisinde etkili ve güvenli olduğu gösterilmiştir. AİT çoğunlukla cilt altına enjeksiyon şeklinde kliniğe geçmiş olmakla birlikte daha yeni bir tedavi yöntemi olarak alerjen tablet ve damlaların geliştirilmesi enjeksiyon tedavisiyle benzer etkinlikte ve güvenli immünoterapi yöntemlerine ulaşma yolunda önemli bir adım oldu. Orta ve ağır alerjik rinit hastalarında tedavi sonucunda belirgin klinik fayda sağlanıyor. Astımlı hastalara immünoterapi uygulanması halen spesifik alerjen duyarlanması olan ve hafif orta şiddette astımı olan hastalarla sınırlı. Bu hastalarda AİT ile semptomlar ve anti-inflamatuvar ilaç kullanımı azaltılabiliyor. Son yıllarda atopik dermatit ve besin alerjisi tedavisinde de AİT'in etkinliğini gösteren çalışmaların sayısı hızla artıyor. AİT'in özellikle çocuklarda alerjik hastalıkların doğal seyrini değiştirebilmesi ve hastada yeni alerjilerin gelişmesini önleyebilmesi bu tedavi yönteminin en önemli üstünlüklerinden. AİT ayrıca klinik ve immünolojik tolerans mekanizmalarının araştırılmasına yönelik çalışmalar için de yararlı bir model oluşturuyor. AİT’de amaç periferik tolerans mekanizmalarını kullanarak alerjenlere karşı uzun süreli klinik toleransın sağlanması.

İmmünoterapi nasıl yapılır?
AİT’de hastaların duyarlı oldukları alerjen uygun dozda ve uygun yoldan verilmeli. Uygulamada kullanılacak alerjen ekstresinin standardizasyonu önem taşıyor. Uyarlanacak protein ve peptid, rekombinant antijen teknolojisi ile hazırlanıyor. Doğal bağışıklık sistemini en iyi uyarabilecek mekanizma, en az yan etkiye sahip alerjen cins ve dozu, adjuvant seçimi AİT’de göz önüne alınması gereken önemli noktalar. AİT’nin başarılı olmasında alerjenin uygulama doz ve yönteminin yanı sıra aşının kalitesi de önem taşıyor. Tedavi sıklığı ve toplam süresi uygulanan tedavi protokolüne, hastalığın durumuna ve uygulama yoluna göre farklı olmakla birlikte yaklaşık üç ila beş yıl arasında değişiyor.
 
Aşı tedavisini her hekim yapabilir mi? Riskleri var mı?
Hasta seçimi konusunda ve olumsuz şartlarda yapılan aşı tedavileri ile karşılaşıyoruz. Hastalarımızın bu konuda çok dikkatli olması gerekiyor. Kısaca bahsetmek gerekirse immünoterapi uygulamaları sırasında lokal ve sistemik reaksiyonlar görülebiliyor, sistemik reaksiyonlar nadir olarak ciddi reaksiyonlar şeklinde sonuçlanabiliyor. İmmünoterapi uygulamaları esnasında nadiren de olsa ortaya çıkması olası ciddi, hayatı tehdit edici yan etkilerin varlığı, tedavinin yapılacağı sağlık kuruluşunda belirli standart donanımların bulunmasını zorunlu kılıyor. Enjeksiyon immünoterapisinin bu alanda eğitimli doktor gözetiminde, olası sistemik reaksiyonlar için gerekli donanımın bulunduğu şartlarda uygulanması gerekli. Ülkemizde genel olarak Avrupa ülkelerindeki uygulama gibi üretici firmalar tarafından standart dozlarda hazırlanan alerjen ekstreleri kullanılıyor. Alerjen immünoterapisi uygulamasında ortaya çıkabilecek hata ve sorunların önlenmesi amacıyla belirli prosedürlerin mevcut olması, hekim ve yardımcı sağlık personelinin önceden eğitilmiş ve hazırlıklı olması da bir diğer gereklilik. 

Alerji ve Klinik İmmünoloji Uzmanı Prof. Dr. Uğur Muşabak

Genetik geçişli bağışıklık yetmezlikleri nasıl bir hastalıktır?
Vücudu mikroplara karşı savunan bağışıklık sisteminin görevini yerine getirememesi neticesinde “Bağışıklık yetmezlikleri” olarak adlandırılan hastalıklar ortaya çıkar. Bu hastalıklar ya genetik kusurların nesilden nesile aktarılmasıyla ya da altta yatan başka bir hastalığa bağlı olarak gelişir. Burada bahsedilen hastalıklar, genetik geçişli bağışıklık yetmezlikleridir ve ortaya çıkışında radyasyon, kimyasallar gibi çevresel faktörlerin de rolü büyüktür. Genetik geçişli bağışıklık yetmezliklerinin dünya genelinde sıklığı yaklaşık olarak 1/500’dür. Akraba evliliklerinin olduğu toplumlarda bu oran çok daha yüksektir. Ülkemiz bu bakımdan riskli bir coğrafyada bulunuyor. Çocukluk çağında belirti veren olgular tüm olguların yaklaşık yüzde 85-95’i kadar. Ancak bağışıklık yetmezliklerinin bir kısmı çocukluk çağında belirti vermez. Özellikle antikor eksikliklerinin hâkim olduğu bağışıklık yetmezlikleri bu nedenle ağırlıklı olarak 20-40 yaş aralığında tanı alır. Tekrarlayan ve zor iyileşen enfeksiyonlar en karakteristik özelliktir.

Hangi enfeksiyonlar gelişir? Belirtileri neler?
Otit kulaklarda, sinüzit kafa kemiklerinde, konjonktivit gözde, rinit burunda, bronşit alt solunum yollarında, pnömoni yani zatürre akciğerde, ishal bağırsaklarda, menenjit sinir sisteminde gelişir. Bu tür enfeksiyonlar sağlıklı kişilerde de olur. Geçirilen enfeksiyonların özellikleri tanı için çok değerli ipuçları sağlar. Bunlar enfeksiyonların sık tekrarlaması, ağır seyretmesi, antibiyotik tedavisine dirençli olması, enjeksiyon ile uygulanan antibiyotiklere ihtiyaç duyulması, hastanede yatış gerektirmesidir. Bunların dışında ailede bağışıklık yetmezliği olan başka bireylerin bulunması, tedaviye rağmen düzelmeyen ishal, kilo azlığı veya anormal kilo kaybı, lenf bezleri, karaciğer veya dalakta açıklanamayan büyümeler, tam kan değerlerinde tesadüfen bulunmuş anormallikler gibi belirtilerin de eşlik etmesi tanıda önemlidir.

Tekrarlayan enfeksiyonlar hangi komplikasyonlara neden olur? Enfeksiyona bağlı olmayan komplikasyonlar da var mı?
Geç tanı koyulan veya tedaviye geç başlanan hastalarda tekrarlayan enfeksiyonlar etkiledikleri organlarda kalıcı veya geri dönüşümü zor olan değişikliklere yol açar. Örneğin kronik otit ve kulak zarında delinme, kronik sinüzit, bronşlarda genişleme, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), iltihaplı bağırsak hastalığı. Hastalarda gelişme riski yüksek olan başlıca hastalıklar, otoimmün hastalıklar yani bağışıklık hücrelerinin kendi doku ve organlarına saldırması neticesinde ortaya çıkan hastalıklar, anemi, trombositopeni, iltihaplı bağırsak hastalığı, romatizmal hastalıklar, granülomatöz hastalık yani bağışıklık hücrelerinin doku ve organlarda küme yaparak birikmesi neticesinde ortaya çıkan hastalıklar ve kanserler...  

Hastaların bağışıklık sisteminde nasıl bir bozukluk var peki?
Bakteri ve virüsler gibi mikroplarla mücadelede önemli rol oynayan antikorların eksikliği söz konusu. Protein yapısındaki antikorlar bağışıklık sisteminin özelleşmiş hücrelerinde yani B hücrelerinde üretilir. Ancak bu hücreler etkin bir antikor üretimi için başka özelleşmiş hücrelerin yani T hücrelerinin yardımına ihtiyaç duyar. Dolayısıyla B ve T hücrelerindeki sayısal ve/veya işlevsel bozukluklar antikor miktarını veya kalitesini azaltır. 
 
Tanı nasıl koyulur?
Devlet ya da yüklenici kuruluşlar tarafından yürütülen “yeni doğan tarama programları” genetik geçişli bağışıklık yetmezliklerinin erken tanısını sağlayan önemli bir uygulama. Bu hastalığın kesin tanısı bağışıklık yetmezlikleri konusunda deneyimli uzman ve donanıma sahip sayılı merkezlerde koyulabilir. Hastanın şikayetleri, öyküsü ve fizik muayene bulguları kaydedilerek tanı koymada yol gösterici önemli bilgiler elde edilmiş olur. Bir sonraki aşamada laboratuvar testleri yapılır. Bu testler tarama ve tanımlama testler olmak üzere ikiye ayrılır. Tarama testleri, tam kan sayımı ve kan yayması yapılarak bağışıklık hücreleri hakkında kabaca bilgi elde edilir. Antikorlarla ilgili eksiklik düşünüldüğünde ise kanda bununla ilgili ölçümler yapılır. (IgG, IgA, IgM, IgE düzeyleri) Tanımlama testleriyle gerektiğinde antikorların alt grupları araştırılır. Bazen antikor eksikliği gelişmeden önce işlevsel bozukluklar ortaya çıkar. Bunun için aşılara karşı gelişen antikor yanıtı ölçülür. Bu amaçla tetanos, difteri ve zatürre en çok kullanılan aşılardır. Bağışıklık sistemini araştırmada en ileri testler hücresel ve moleküler yöntemlerle yapılır. Bunlar sırasıyla akım sitometri ve DNA’nın çoğaltılması temeline dayalı olan yöntemlerdir. İlk yöntemde hücresel anormallikler detaylı bir şekilde analiz edilirken, ikinci yöntemde genetik kusurlar ortaya konur. 
 
Peki hastalığın ne kadar farkındayız? 
Bu hastalıklarla ilgili farkındalık düzeyi gerek sağlık çalışanlarında gerekse toplumda çok düşük. Sadece ülkemizde değil tüm dünyada yaygın olan bu sorun tanı koyma ve tedaviye başlama zamanını da geciktirmekte ve hastalarda ağır komplikasyonların gelişmesine yol açıyor. Erken tanı ve tedavi hastanın yaşam kalitesini artırır ve ömrünü uzatır!
 
Tedavi hakkında bilgi alacak olursak...
Kök hücre nakli, genetik geçişli bağışıklık yetmezliklerinin bir kısmında tamamen iyileşme sağlar. Ancak bu tedavi yöntemi tüm olgulara uygulanmaz. IVIG-damar içi antikor tedavisi ve SCIG-derialtı antikor tedavisi, eksik antikorların yerine koyulması ile yapılan koruyucu tedavilerdir. Bu amaçla damar içine verilen veya deri altına uygulanan antikor solüsyonları kullanılır. Pasif bağışıklık sağlayan bu yöntemde ilaç dozu hastanın ağırlığına göre belirlenir ve belli zaman aralıklarında tedavi yapılır. Antikor tedavisine rağmen enfeksiyonların devam etmesi, koruyucu olarak antibiyotik başlanmasını gerektirir. Bu amaçla geniş spektrumlu antibiyotikler tercih edilir ve haftanın belli günlerinde yarı dozda kullandırılır. Bağışıklık baskılayıcı ilaçlar, genel olarak otoimmün veya granülomatöz hastalık gelişenlerde kullanılır. Bu grup ilaçlar arasında en yaygın kullanılanlar kortizon içeren ilaçlardır. YDBY, kronik bir hastalıktır ve hayat boyu tedavi gerektirir. Dolayısıyla hastalar ev, okul ve iş yaşantılarına önemli zorluklarla karşılaşır. Hastaların bu zorluklarla baş edebilmeleri için psikolojik ve sosyal yönden desteklenmeleri gerekir. Böylelikle hastanın tedaviyi kabul etmesi ve uyum sağlaması için sağlıklı bir zemin oluşturulur.  
 
 
2. Bölüm
 
Alerji ile Yaşam Derneği, ailelere destek oluyor
Son yıllarda ciddi bir artış sergileyen besin alerjisi nedeniyle bazı çocuklar hayatlarının ilk yıllarını süt, yumurta, et, balık, buğday gibi faydalı proteinlerden mahrum geçirmek durumunda kalabiliyor. Bazıları ise literatüre nispeten yeni giren Eozinofilik Gastrointestinal Hastalıklar nedeniyle hiçbir besini tüketemeyip burundan mideye indirilen bir hortum vasıtasıyla özel bir mama ile beslenmek zorunda kalıyor. Annesinin sütünden geçen yarı parçalanmış besin proteinlerini dahi tolere edemeyip atopik dermatit, şiddetli kusma, kanlı ishal yaşayan bebekler, öte yandan yanağına bir besinin değmesi ile ani, şiddetli, hatta ölümcül olabilen alerjik reaksiyon gösteren çocuklar da mevcut. Bu ailelerin her şeyden çok toplumun desteğine ihtiyacı var. Özlem Ceylan, alerjinin tetiklediği Eozinofilik Özofajit hastalığı nedeniyle sadece üç besin yiyebilen yedi yaşında bir çocuk annesi. Alerji hastalarının yaşadığı sıkıntıları dile getirip bu konuda toplumda farkındalık yaratabilmek amacıyla iki yıl önce bir blog yazmaya başladı. Kısa süre içerisinde blog ve sosyal medya aracılığıyla binlerce alerjik çocuk ailesine ulaşan Ceylan, ailelerin bilgi ve deneyimlerini paylaştığı bir platform oluşturdu. Bu sayede aynı şehirdeki aileler bir araya gelerek dertleşme ve sosyalleşme imkanı da yakaladı. Platform, aynı zamanda uzman hekimlerin desteği ile ücretsiz seminerler ve online webinarlar düzenleyerek Türkiye’nin her köşesindeki ailelere bilgi ulaştırıyor. 

"Besin alerjisinde toplumun baskısıyla çocuğun diyetinde kaçaklar meydana gelebiliyor"
Ailelerin genelde birbirine benzer sıkıntılar yaşadığını gözlemleyen Ceylan, bu sorunlara kalıcı çözümler bulabilmek adına dernekleşmenin kaçınılmaz olduğunu ifade ediyor. “Alerjik çocukların en büyük sıkıntılarından biri gecikmiş teşhis. Bu nedenle ailelerin belirtiler ve bu belirtileri gözlemlediklerinde hangi uzmana başvurmaları konusunda bilgilendirilmesi gerekiyor. Öte yandan teşhis sonrası aileleri uzun ve sabırlı bir süreç bekliyor. Özellikle besin alerjisinde toplumun da baskısıyla çocuğun diyetinde kaçaklar meydana gelebiliyor. Oysa bazı besinlerin bu çocuklar için yarardan ziyade zarar getirebileceğini kabul etmemiz gerekli. Maalesef çocuk büyüdükçe alerji, ailelerin daha büyük sıkıntılarla karşılaşmasına da neden olabiliyor. Örneğin okul hayatı süresince alerjiyi kontrol altında tutmak sadece ailenin değil, eğitimcilerin de sorumluluğunda. Bazı anaokullarının ve özel ilköğretim okullarının alerjik çocukları kabul etmediğine üzülerek şahit oluyoruz. Bu nedenle gerek teşhis ve tedavi, gerekse sosyal imkanlar açısından çocuklarımıza daha iyi koşullar sağlamak amacıyla 16 aile bir araya gelerek Türkiye’nin ilk alerji hastaları derneğini kurmaya karar verdik.” 
 
"Farkındalık yaratmak istiyoruz"
Alerji ile Yaşam Derneği, başta çocuklar olmak üzere her türlü alerji ve alerji kökenli hastalık sahibi kişilere destek olma, toplumu bu hastalıklar konusunda bilgilendirme, alerji hastalarının teşhis ve tedavi imkanlarını geliştirme, hastaların günlük yaşam kalitelerini arttırmak için ilgili özel ve kamu kuruluşları ile işbirliği yapma ve üyelerine psiko-sosyal destek sağlamak amacı ile kuruldu. 1992 Türkiye Güzeli Özlem Kaymaz da oğlunun doğduğundan beri özel bir beslenme düzenine sahip olduğunu belirtiyor ve “Kendi yaşadıklarım nedeniyle bugün buraya koşa koşa geldim. Bu süreçte annelere büyük iş düşüyor ve ben annelerimizin bu süreci layıkıyla yerine getirdiklerini düşünüyorum” diyor. Oyuncu Boncuk Kantarcı ise üç yaşındaki oğlu Kılıç’ın alerjisi ile mücadele ederken en çok çevrenin tepkileri nedeniyle zorlandığını anlatıyor: “Israrlar gerçekten bezdiriyordu. Azıcık çikolata yese, bir parça şeker alsa ne olur ki diyorlardı. Ama öyle değil! Bu bizim için gerçekten rahatsızlık ve acı dolu saatler demek. Neyse ki şimdi Kılıç çok daha iyi ve ben de herkese biraz umut vermek için buradayım.” diyor. Alerji ile Yaşam Derneği, dünyanın gelişmiş ülkelerinde her yıl Mayıs ayında kutlanan Besin Alerjisi Farkındalık Haftası’nın ilk kez ülkemizde de kutlanmasına öncü oldu. 2015'de hazırladıkları ve alerjik çocukların rol aldığı farkındalık videosu sosyal medyada geniş yankı uyandırdı. 2016'daki farkındalık kampanyasına ise birçok ünlü oyuncu ve sporcu destek verdi. Kendi çabalarıyla yürüttükleri projelerle seslerini daha geniş kitlelere duyurmaya çalışıyor. Gerek kamu kurum ve kuruluşlarıyla gerekse sağlık, ilaç ve gıda sektörleri ile yakın temasta bulunarak alerjik çocuklar yararına daha çok proje ve ürün geliştirilmesini hedeflediklerini dile getiriyorlar.