Hakkımızda Ayın Teması Projelerimiz ağlıklı Haberler EDAKTÜEL İletişim

   Muzaffer İzgü

 

Muzaffer İZGÜ

 

 

"Çocuk okuru olmayan bir ülkenin, yetişkin okuru da olmaz"

 
 
 
84 yıllık ömrüne 157 kitap sığdıran bir adamı anlatmaya nereden nasıl başlanır bilmiyorum. Başta çocuklar olmak üzere neredeyse herkesin hayatına dokunan biri hangi sözlerle anlatılır... Çocukların ellerini sıkardı o. Sımsıkı sarılırdı elini uzatan herkese. Hep gülümserdi. Çok okur, çok yazardı. "Çocuk okuru olmayan bir ülkenin yetişkin okuru da olmaz" derdi. Eşini bir başka severdi. Bu nedenledir ki eşi hastalanınca yazmayı bıraktı. Yazamıyor değil, yazmıyordu. 2016 yılının şubat ayında eşini yitirince okumaya devam eden damarı da kesildi. Yarına yapacak bir şeyi yoktu artık onun. 26 Ağustos 2017'de yaşama veda etti. Ne kadar anlatılsa azdır, ne kadar konuşulsa eksik kalır... 25 yıllık dostu Yunus Bekir Yurdakul ile Muzaffer İzgü hakkında konuştuk. "Nereden başlayacağımı bilemiyorum" dediğimde Yurdakul "insanın nereden başlayacağını bilemediği bir insan Muzaffer İzgü" diyerek hak veriyor bana. Ve ekliyor: "Ona her yerden başlanır. Nereden başlanırsa da eksik olmaz. Çünkü nereden başlanırsa başlansın bir şekilde girilir Muzaffer İzgü'nün bütün bahçelerine. Çocuk edebiyatından, gülmeceden, hayattan, tiyatrodan, sevgiden, dostluktan, yoksuldan, yoksuldan yana oluş tavrından, emeğe saygısından, cumhuriyet aydını oluşundan, Mustafa Kemal Atatürk'e büyük saygısından, direnme ve dayanma gücünden, iradesinden, eşine sevgisinden, sahici dostluğundan, çevresindeki insanları çocuklarından ayırmamasından... Nereden girersen gir hepsi onun yollarına çıkar." 
 
 
 
 
"İzgü, yaşamının içinde her an gülmece saklı biri"
Muzaffer İzgü söz konusu olduğunda anlatacak çok şey olduğunu söyleyen Bekir Yurdakul, 25 yıl önce tanıştığı Muzaffer İzgü'yü hiç karşılaşmadığı bir dönemdeki anısıyla anlatmaya başlıyor: "Sanat insanlarıyla tanışmanız birebir yüz yüze gelmenizi gerektirmiyor. Yapıtlarıyla tanıştığınız zaman o insanla tanışmış oluyorsunuz. Muzaffer İzgü benim için onlardan biriydi. Bakırköy'de Zuhurat Baba Parkı'ndayız, kızımız küçük. '1 Mayıs Polis Bayramı' kitabını okuyorum, az bir şey kaldı bitmesine. Mısırcı geldi, elimde kitapla mısır almaya gittim. 'Abi ne güzel, kitap okuyorsun' dedi bana. Sen okumuyor musun diye sorunca vakti olmadığını söyledi. 'Vaktin olsa okur musun?' dediğimde imkanı olmadığını, ekmek parasını zor kazandığını söyledi. O zaman okuyacaksın bundan sonra diyerek elimdeki kitabı verdim. Kabul etmek istemedi, 'sen okuyorsun' dedi. Kitabı bitirdiğimi ve daha sonra Muzaffer İzgü'den kitabı alacağımı söyledim. Mısırcı şaşırdı ve onu tanıyıp tanımadığımı sordu. Elbette tanıyorum dedim. Mısırların parasını almak istemedi. Çünkü o da Muzaffer İzgü'nün emekçilerinden biriydi. Yıllar sonra bu anıyı Muzaffer abiye anlattım 'desene sana hala kitap borcumuz var' dedi." Muzaffer İzgü'nün yaşamının içinde her an gülmece saklı biri olduğunu belirten Yurdakul, böyle bir tanışıklıktan sonra İzmir'e taşındıklarını söylüyor. İlk nerede karşılaştıklarını hatırlamadığını ancak İzmir'e geldikten sonra kendini Muzaffer İzgü'nün çok yakınında bulduğunu ve 25 yılda birçok kez bir araya geldiklerini ifade ediyor Yurdakul: "Ankara'da bir televizyon kanalı sokaklara adları verilen sanatçıları kendi sokaklarında görüntüledikleri ve dostlarıyla söyleşiler yaptıkları bir program hazırlıyormuş. Muzaffer İzgü'yü aramışlar ve ondan da rica etmişler. O da beni aradı ve program için benim konuşmamı istedi. Başta 'seni yakından tanıyan çok sayıda dostun var, bana sıra gelmez' diyerek kabul etmek istemedim ama 'ben senin konuşmanı istiyorum' deyince kanalın isteği doğrultusunda 12 dakikalık bir konuşma hazırladım." Aynı sokakta bir anısını daha anımsıyor Yurdakul. Bir gün Muzaffer İzgü'yle kendi adını taşıyan sokakta bir avukatla denk geldiklerini, avukatın nasılsın sorusuna İzgü'nün verdiği cevabı hala anımsadığını söylüyor. "Muzaffer İzgü avukatın nasılsın sorusuna 'iyiyim ssk, benim yarına yapacak işim var' dedi. Avukat bunun anlamını sorduğunda, sinir sistemi, sindirim sistemi ve kan dolaşımı olduğunu, yarın yapacak işi olmayanların bu üçüyle sorunu olduğunu söyledi Muzaffer abi. 'Benim yarına yapacak işim var, yani evladım, iyiyim' dedi."

"Zıkkımın Kökü'nün iki devamı daha olacaktı"
 "Çocuk okuru olmayan bir ülkenin, yetişkin okuru da olmaz" diyordu Muzaffer İzgü. Belki de bu yüzden 157 kitap yazdı, 200 dolayında da radyo oyunu. Yazmak istediği ama yazamadığı ya da ertelediği kitaplar da vardı İzgü'nün. "Zıkkımın Kökü"nün iki devamı daha olacaktı örneğin. Ve Bekir Yurdakul'un kızı Emek için yazacağı bir roman... Torunundan ayırmadığı Emek Yurdakul'un lise mezuniyeti dolayısıyla andacına yazdığı notta şöyle demiş Muzaffer İzgü: "Dede İzgü: Olur mu sevgili Emek! Hiç Emek iki yüz sözcükle anlatılır mı? Emek genç, çok genç… Ben Üzüm’ü (“Kaçak Kız”) koca bir gençlik romanında anlattım. Sevda (“İçimde Çiçekler Açınca”) için sayfalar doldurdum. Çiçek’i (“Bütün Sabahlarım Senin Olsun”) yazmak için kaç bin sözcük… Üstelik Emek benim torun. Neyse sevgili Emek, ben senin için yeni bir gençlik romanı yazarım. Acaba nerden başlarım romana veya ilk tümcesi ne olur romanın? “Kitap imzalıyordum, önümde kocaman bir kuyruk vardı. İki el uzandı arkadan, gözlerimi kapattı. ‘Bil bakalım ben kimim?’ demedi. Ben hemen oracıkta, ‘Emek…’ dedim, ‘…Nasılsın Emek, iyi misin?’ Sevgi onun ellerindeydi, benim kapalı gözerimdeydi. Emek sevgiyle doludur. Kurtlar, kuşlar, çiçekler, ağaçlar, çocuklar, yaşlılar bilirler Emek’in sevgiyle dolu olduğunu. Emek’i görünce hepsi birden sevgi türküleri çağırırlar. Ne kolay olacak Emek’in romanını yazmak. Çiçekli, çocuklu, kuşlu, ağaçlı, kahramanı sevmek… Sevgin hiç bitmesin sevgili torunum."
 
 
 
 
 
"Çocukluğuma, setik yediğim güne ne döneyim?"
Çocukları çok severdi Muzaffer İzgü. Çocuklar da onu... Peki çocukluğu nasıldı İzgü'nün? Bekir Yurdakul bir gün Muzaffer İzgü'ye çocukluğuna dönmek ister misin diye sorar. Herkes çocukluğuna dönmeyi bu kadar çok isterken İzgü dönmek istemediğini söyler. Yurdakul neden diye sorduğunda "setik nedir bilir misin" diye sorar İzgü: "Bulgur kepeği gibi bir şeydir setik. Savaştan önce ekmek yiyorduk ama savaş zamanı kıtlık nedeniyle ekmeği karneyle veriyorlardı, ekmeksiz kalıyorduk. Bu setik denen lanetten alıyordu babam, ekmek yapıyorduk. Bir güğüm su içsen gitmez boğazından. Çocukluğuma, setik yediğim güne ne döneyim?" sözleriyle cevap verir Yurdakul'a. Muzaffer İzgü'nün bir de kırmızı balon hikayesi var ki... Çocukken parası olmadığı için hiç balon alamamış İzgü. Adana'da henüz 6-7 yaşlarındayken sokakta su ya da darı satıyor. Bir gün sattığı uçan balonlardan bir kısmı kopup giden baloncu İzgü'ye ağacın dalına takılan balonları kurtarırsa birini ona vereceğini söyler. Işık hızıyla çıkar Muzaffer İzgü. Tam hepsini aldım derken içlerinden biri daha yukarı çıkar ve yine dala takılır. Baloncu çocuğun düşeceğinden korkarak aşağı inmesini söyler, balonları İzgü'nün elinden alır ve dönüp arkasını gider. İzgü "amca benim balonum..." dediğinde ağacın tepesinde kalan kırmızı balonu gösterir baloncu. Belki bu nedenle kırmızı balonları hep çok sevdi Muzaffer İzgü. 
 
"Muzaffer abinin en sevdiği şeylerdendi mektup almak"
Bekir Yurdakul, Muzaffer İzgü'nün kırmızı balon gibi papatyayı da çok sevdiğini, motosiklet tutkusu olduğunu ve saatle çok ilgilendiğini anlatıyor. Bozuk saatleri tamir etmeyi çok seven İzgü'nün bir de saat koleksiyonu varmış. Muzaffer İzgü'nün sevgisinden bahsedip karısını anmamak olur mu hiç? "Hayatta en çok karımı sevdim" diyerek Can Yücel'e nazire yapan Muzaffer İzgü, 2016 yılında eşi Günsel İzgü'yü kaybetti. Yurdakul şöyle diyor: "Dünya bir yana karısı bir yanaydı. 2015 yılında eşi rahatsızlanınca yazmayı bıraktı. 2016 yılında eşini kaybedince okumayı da bıraktı. 2017 ocak ayında hastaneye yattı Muzaffer İzgü. Dostlarla telefonlaşıp ne yaparız diye düşünürken Hidayet Karakuş'un bir önerisi oldu. Çocuklar mektup yazsın, postaneden İzgü'ye ulaştırsınlar dedi. Muzaffer abinin en sevdiği şeylerdendi mektup almak. İstanbul'dan, Eskişehir'den, Ankara'dan, Aydın'dan birçok mektup geldi, çok mutlu olmuştu. Şubat ayında Ege Çağdaş Eğitim Vakfı'nın kapanışında konuşma yapacaktı Muzaffer İzgü ama gelemedi. Ben anlattım onu. Hacer Kılcıoğlu'nun öyküsüyle bitirdim konuşmamı. O an aklıma bir şey geldi. Muzaffer İzgü'ye armağan bir kitap yapmak istedim, ona iyi geleceğini düşündüm. Ahmet Günbaş, Mavisel Yener bir de ben... Mavisel, Bilgi Yayınevi ile konuşmayı teklif etti. Onlar da hiç detay sormadan kabul ettiler. Mart ayında çalışmaya başladık, ağustosta tasarımı yapıldı. Ancak Muzaffer abinin durumu iyi değildi. Kitabın içinden yedi metin seçtik. Kızımın yazdığını okudum kendisine, diğer altı metni gelinine vermemi, daha sonra ona okuyacaklarını söyledi. Ölümünden birkaç gün önce Oğuz Tümbaş ziyaretine gittiğinde bu kitaptan söz etmiş. Biz söylememiştik çünkü içimizde hala ona yetişeceğine dair bir umut vardı ama yetişmedi. Bu kitabı çok önemsiyoruz. Kitaba emek veren arkadaşların ve yayınevinin de onayıyla kitabın tüm geliri Ege Çağdaş Eğitim Vakfı'na bırakılacak çocuklara burs olması için."
 
"Ben bu halkın parasıyla yatılı okudum"
26 Ağustos 2017 tarihinde aramızdan ayrılan Muzaffer İzgü için İsmet İnönü Sanat Merkezi'nde bir tören yapıldı. Tüm sevenleri orada olamadı belki ama ülkenin farklı şehirlerinden herkes üzüldü onun gidişine. "Yaşadığımız ülkeye, yaşadığımız bu halka benim çok büyük borcum var. Bu borcun ne yaparsam yapayım tümüyle ödenmeyeceğini biliyorum ama elimden geldiği kadarını ödemeye çalışıyorum. Ben bu halkın parasıyla yatılı okudum. Böyle bir olanak sunulmasaydı ben bir şey olmazdım" diyordu Muzaffer İzgü. Böylesine vefalı, böylesine vicdanlı bir adamdı o. Bizler için bunca şey yaptıktan sonra bile borcunu ödediğini düşünüyor muydu bilmiyorum ama biz ve gelecek kuşaklar yazdığı eserlerin hakkını, bize kattıklarını nasıl ödeyeceğimizi daha çok merak ediyorum.
 
 
                                                               
 
29 Ekim 1933 yılında Adana'da doğan Muzaffer İzgü, Diyarbakır İlköğretmen Okulu'nu bitirdi. Silvan'a atandıktan sonra bir süre sınıf öğretmeni olarak çalıştı. Bu arada Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü'nü bitiren İzgü, uzun yıllar Türkçe öğretmenliği yaptı ve 1978 yılında emekli olarak İzmir'e yerleşti. Henüz dördüncü sınıf öğrencisiyken ilk öyküsü "Yaprak"ı yazan İzgü'nün ilk yazıları Aydın'da çıkan "Hüraydın" gazetesinde yer aldı. İlk gülmece öyküleri ise dönemin önemli yayını "Akbaba"da yer yayımlandı. 1964 yılında yayımlanan ilk kitabı "Uçan Eşek" çocuklar için yazdığı ilk öykü kitabıydı. Gülmece öyküleriyle tanınan İzgü, 157 kitap yazdı. 47'si yetişkinler için olan bu kitapların 107 tanesi de çocuklar için yazıldı. Diğer üç kitap ise bazı oyunlarının bir araya getirilmesiyle oluştu. 

 

 Görüntüleme Sayısı:  52      Yazdır       Arşiv       Geri 

 
EDAKOM Yazılım Bilgisayar Ltd. Şti.