Hakkımızda Ayın Teması Projelerimiz ağlıklı Haberler EDAKTÜEL İletişim

   Ecz. Nagihan Yıldız "GEL SENİNLE RESİM YAPALIM"

 

İnsanın ‘kendisi’ olma yolunda kanaatlerini ve ihtiyaçlarını belirleyip bunları gerçekleştirmek için samimi çaba harcaması, kabullenmeden önce araştırması, sorgulaması ve kendince bir görüş ortaya koyabilmesi, onun özgürlüğünün de bir göstergesidir. Özgürlük dendiğinde bir sürü tanımlamalar yapar ya da ‘istediğimiz her şeyi yapabilmeyi’ özgürlük zannederiz. Oysa özgürlük, her türlü belirlenimin dışında ve ona karşı davranmaktır. Özgürlük, insanın kendini gerçekleştirebilmesi ve bu uğurda verdiği mücadeledir. Neitzche der ki;’insan ne yapıyorsa odur. İnsan türüne ait olan her şey insanidir. İnsanı insan olmaktan çıkaran şey, her türlü tanımlamadır. Her tanım bir yerleştirmedir ve tanımlayanın iradesidir. Tanımladığı şeyi nesneleştirir. Eğer bir yerde bir tanım varsa, orada bir egemen de vardır.’

 

Bizi diğerlerinden farklı kılan, kendi yaşamımızdan doyum almamızı ve ışığımızı başkalarına da yaymamızı sağlayan şeylerin başında okumak, araştırmak, sorgulamak, sanatla içiçe olmak, evrensel değerleri önemsemek, bilgi severlik, kendimize yatırım yapmak, farklı olabilmek ve bundan korkmamak gelir.

İnsanlığın varoluş mücadelesinde farklı düşünen, yeni ufukları keşfetmeye meyleden, bağnazlığa karşı çıkan ve körü körüne hareket etmeyen kişiler ya türlü felaketlere uğramış, ya hapislerde çürümüş,  ya sürgün edilmiş, ya toplumdan dışlanmış, ya da öldürülmüşlerdir.

İnsanlık tarihi;farklılıklardan ölesiye korktukları için, diğer  insanları uyandırma  potansiyeli taşıyanlara yapılan  haksızlıklar, baskılar, sürgünler, hapisler  ve yok etme hikayeleriyle doludur.

Para, güç, başarı, kazanma hırsı, sorumluluklar ve türlü kavramlarla kuşatılmış hayatlarımızda gerçek bir özgürlükten bahsetmek artık çok zor. Önceliklerimiz, anlam yüklediğimiz değerler, sistemin dayattığı ve sorgulamaya bile fırsat bulamadığımız pek çok zorunluluk arasında farklı olan insanlara ‘defolu yaratıklar’ muamelesi yapmamız belki de bundandır. Tarih boyunca tanımlamaların içine sokamadığımız ve bizim gibi davranmayan, düşünmeyen ‘öteki’lerden hep korktuk. Onların farklılıklarını hep kendimiz için bir tehdit olarak algıladık. Bazen korkularımız o kadar korkunç boyutlara ulaştı ki; ötekileştirdik, ayrıştırdık, cephe aldık, savaş açtık, acımasızca katlettik…

Bu sanki, bir tablonun bütün renklerinin aynı olmasını istemek ya da herkesin kendi resminde seçtiği renklere, yaptığı resme müdahale etmek gibi bir şey. Herkes kendi resmini kendisi boyayacak. Kimi belki iki renkle tamamlayacak resmini. Kimi daha fazla renk tercih edecek. Kimi hayal dünyasını resmedecek tuvale. Kimi de sadece gördüklerini. Kiminin zamanı yetmeyecek belki resmini tamamlamaya. Kimi en güzel yerinde bırakıp gidecek. Kimi ödül alacak, beğenilecek, alkışlanacak. Kimi çizdikleri yüzünden yargılanacak, suçlanacak. Herkesin tuvali kendi önünde ve istediği resmi çizmekte özgür olabilmeli…

Bazen insanın kendini gerçekleştirmesinin önündeki en büyük engel kendisi ya da en yakınındakiler olabiliyor. Aile baskısı, mahalle baskısı, toplum baskısı, işyeri baskısı, okul baskısı gibi etrafımızı kuşatan bir sürü baskıyla baş etmek, bize biçilen rollerin dışına çıkıp, kendimize ve hayata biraz dışarıdan bakabilmek büyük beceri gerektiriyor. Çoğu zaman bunu yapmaktan korktuğumuz ya da sıradanlığa fazlasıyla gark olduğumuz için, kendi yapamadıklarımızı yapanları da o baskı ve hiyerarşi değirmeninde bir güzel öğütüyoruz. Bizim yapamadıklarımızı yaptıkları için, onları  türlü yaftalarla damgalıyor ve dişlerimizin arasında çiğneyip, tükürüyoruz.

Farklılıkları yok edip herkesin ‘aynı’laşması üzerine işleyen  bu sistemin içinde uyanık olmak gerekiyor. Sanattan, edebiyattan, müzikten, doğadan, ruhumuzu besleyen güzelliklerden uzaklaşmadan, bunları mutluluk ve özgürlük kaynağımız olarak görebilmek  kendimize yapabileceğimiz en büyük iyiliktir.

Birkaç gün önce bir film izledim. Filmin bitişine yakın diyordu ki;’cennet bir kapıdır başka bir yaşama açılan…’ Bu söz beni çok etkiledi. Kafamızda yaşattığımız bir cennet var ve hepimiz öldükten sonra o cennete gitmeyi istiyoruz. Hayatlarımızı güzelleştirmek ve ruhumuzu beslemek, başka insanlara bir şeyler katmak adına açtığımız her kapı, cennete açılan bir kapıdır aslında. Hepimizin cenneti de cehennemi de kendi içimizde. Cennette vadedilen ırmaklar, türlü meyveler veren ağaçlar da bizim içimizdeki hazine. Önemli olan o hazineyi meydana çıkaracak değerde bir hayatı ortaya koyabilmek…

Bunun için ne yapıyorsan en iyisini yap. Çok oku, çok gez, çok sev, çok müzik dinle, çok şiir oku, doğaya git, hayvanlarla ilgilen, yok etmek yerine var etmeye çalış, hayatındaki her şeye kendinden bir şeyler kat, almaktan çok vermeyi dene, daha az yargıla, daha az suçla, daha az kork, daha çok cesur ol, risk al, aşık ol, kaybetmekten korkma. Her kaybedişin kazanmaya açılan bir kapı olduğunu düşün. Bu hayatta kaybetmek diye bir şeyin olmadığını ve dünyaya sadece kazanmak için gelmediğimizi sakın unutma!! Tuvaline değen her fırça darbesinde tutkuyu hisset. Tutkuyla karıştır renklerini. En güzel dağ seninki olsun. En güzel gökyüzünü sen boya. Senin cennetinin yeşili olsun en güzel yeşil. En güzel ağaçları sen çiz. Dallarında kuşlar cıvıldasın. Öyle çiz ki elmalarını, kokusu her yere yayılsın…

Cennet bir kapıdır başka hayatlara açılan…

Ve sen sadece  kendi hayatının ressamısın…

 

 

 Görüntüleme Sayısı:  127      Yazdır       Arşiv       Geri 

 
EDAKOM Yazılım Bilgisayar Ltd. Şti.